Alman Taraftarı Bir Zat

Free texts and images.
Jump to: navigation, search
Alman Taraftarı Bir Zat
written by Nâzım Hikmet
first published in Yeni Gün on May 31st, 1931 under the pseudonym "Ben"
Alman Taraftarı Bir Zat


Bizim ehibbadan Niyazi Efendiler, geçen yaz, bir Alman müsteşrikini pansiyon almışlardı. Ama hakiki Alman ha!.. Herif doğrudan doğruya Berlin’den gelmiş. Şarkı yakından tetkik için, bizim Aksaray’daki, Niyazi Efendilerin evine inmiş... Şu Almanlar ilim namına ne sıkıntılara katlanıyorlar... Şaşılacak şey doğrusu!..

Alman, müsteşrik olmasına müsteşrik ama, Türkçe okuması yazması, konuşması filan yok... Galiba Arabisi kuvvetliymiş... Yani Niyazi Efendi öyle tahmin etmiş... Bana kalırsa, herifin Farisisi de kuvvetliymiş gibi. Zira Niyazi Efendinin söylediğine nazaran, Niyazi Efendinin halilesini, “Muter”, yani “Mader”, yani “Valide” diye çağırırmış. Tabii, “Mader”i “Muter” yapmış ama, ne de olsa şive hatası...

Her ne hal ise, Alman müsteşrik iki ay oturdu Niyazi Efendilerde... İkinci ay, selamünaleyküm deyip gitti... Niyazi Efendinin halilesi, Almanın hiç dışarı çıkmadan, iki ay oturup Şarkın hususiyetlerini tetkik ile iştigal ettiği odanın içine girince, bir de ne görsün: Bir köşeye bir yığın çamaşır atılmış. Çamaşır deyip de geçmeyin, halis muhlis Avrupa emtiası, Alman malı. Hele bir fanila don var sorma gitsin... Filhakika biraz ağı filan yırtılmış, parçaları örselenmiş ama, ne de olsa Alman işi. Niyazi Efendi giymiş donu. Beli biraz büyük gelmişse de, arkadan kısmışlar...

Alman müsteşrikin emval-i mevrusesi arasında bir de kutu gibi bir şey varmış. Şöyle pudra kutusu gibi. İçinde de rayihası latif, pembemsi bir toz...

İlk günlerin heyecanından sonra karı koca bu tozun tetkikine başlamışlar, efendim. Koklamışlar, dilleriyle tatmışlar, ateşe atmışlar, fakat bunun ne işe yaradığını bir türlü keşfedememişler.

Komşulardan bazıları, bunun pudra olduğunu iddia etti. Bazıları ise yeni doğan çocukların apış arasına sürmek için bir nevi tozdur, dedi.

Niyazi Efendi:

— Yeni doğmuş çocuğum yok benim, diye kızdı fena halde… Bu herhalde, olsa olsa pudradır. Tıraş pudrası. Mademki bıyıkları kestik, mademki medeniyet icabı, evde kendimiz makineyle tıraş oluyoruz. Bu Alman pudrasını da tıraştan sonra kullanırız.

Ve o günden itibaren, Niyazi Efendi, her sabah tıraş olmaya başladı. Tıraştan sonra pudrayı sürüyor, suratı toz pembe, on beş yaşında delikanlı gibi mahallede dolaşıyordu.

Millet adeta kıskanmaya başladı Niyazi Efendiyi.

Niyazi Efendi de artık dehşetli bir Alman taraftarı olmuştu. Otomobili, sobayı, masa örtüsünü ve tıraş pudrasını Almanlar gibi mükemmel çıkaran millet yoktu. Niyazi Efendi biraderimiz, önüne gelen yerde Alman sanayiini medh ü sena ediyordu: — Şu Almanlar dehşetli herifler doğrusu, diyordu. Senelerce suratımı yerli pudralarla berbat etmişim, diyordu... Nihayet Alman malına kavuştum, hele şükür, diyordu... Eğer şu pudra biterse, ne halt edeceğim, işte onu bilmiyorum, diyordu.

Bir ay sonra, Alman pudrası bitmek üzereyken, Niyazi Efendilere, Almanya’da tahsil görmüş bir ustabaşı misafir geldi. Akşam yemeğinden sonra laf Almanya’ya intikal etti. Niyazi Efendi derhal pudra kutusunu çıkararak ustabaşıya gösterdi. Yani, biz de Almanya görmüş sayılırız demeye getirdi.

Ustabaşı kutuyu eline aldı ve üstündeki yazıyı okudu. Meğerse bu kutudaki toz, tıraş pudrası filan değilmiş. Pire ve tahtakurularını imha etmek için bir Alman ilacıymış. İlacı, yani, tozu... Pire, tahtakurusu tozu. Anladınız ya...

Tabii, başka birisi olsaydı, çok sıkılırdı, üzülürdü. Fakat Niyazi Efendi aldırmadı.

— Vay anasını, dedi. Hele heriflerdeki şu sanayie bak. Mübarek Almanlar bir toz çıkarıyorlar, istersen suratına sür, istersen tahtakurusu, pire öldür. Her işe yarıyor... Olur millet değil şunlar vesselam... Zaten, bir aydır dikkat ediyorum, suratımı ne bir tahtakurusu, ne de pire ısırıyordu. Halbuki bizim hatun kaşıntıdan kıvranıp duruyordu. Kedi dersen, o da öyle... Halbuki bendeniz tertemiz...Geceleri bile yanıma yanaşmıyordu muzır hayvanat... Haşarat filan ama, onlar da, Alman malının ehemmiyetini müdrik hani... Vay anasını, olur iş değil...

Tabii, şimdi Niyazi Efendinin pudrası çoktan bitmiştir. Fakat, markasını aldım, Almanya’dan ısmarlayacağım diyordu. Ismarladı mı, ısmarlamadı mı, bilmiyorum…



SemiPD-icon.png Works by this author are in the public domain in countries where the copyright term is the author's life plus 53 years or less. cs | de | en | eo | es | fr | he | pl | ru | zh
  ▲ top