Az Tamah Çok Ziyan Getirir

Free texts and images.
Jump to: navigation, search
Az Tamah Çok Ziyan Getirir
written by Nâzım Hikmet
first published in Yeni Gün on May 13th, 1931 under the pseudonym "Ben"
Az Tamah Çok Ziyan Getirir


Gözünü sevdiğim atalar sözü!.. İnsan, şu mühim sözlerle amel etse hayli belalardan sakınır kendini gibi geliyor bana!.. Hele be birader, otomobile filan binerken, atalar sözünün hiç olmazsa bir iki tanesini, hatırından çıkarma sakın ha!.. Mesela, menzil-i maksuduna çabucak erişmek istersen, katiyen taksiye binme!.. Unutma ki :

“Erişir menzil-i maksuduna aheste giden. “Tiz reftar olanın payine dâmen dolaşır!.."

Zira tam süratle giderken mutlaka salakça bir vatandaşı çiğnersin. Haydi şoförle beraber, şahit sıfatıyla, merkeze!. Yahut, şoförün vesikası yoktur... Haydi in arabadan... Yahut şoförün muavini vardır. Haydi gene istintak... Velhasıl menzil-i maksuduna, aheste beste, maşiyen yarım saatte gideceksen, otomobille bir saatte ulaşırsın, efendiciğim...

Otomobile binmek hususunda : “Az tamah çok ziyan getirir” darbımeseline de riayeti elden bırakma, kardeşim...

Geçen gün, maaile, Köprü’den, Ayasofya’da oturan bizim halaya gidecektik... Beş kişiydik. Hesap ettim. Beş kişiye, 50 kuruşa yakın tramvay parası vereceğiz... İyisi mi, dedim, bir taksiye biner, hem rahat, hem süratli, hem de, bizi görmesi muhtemel eş dost yanında itibarı artmış bir surette hala hanıma gideriz... Hem mahallede hala hanımın da kredisi artar...

Velhasıl, lafı uzatmayalım, kardeşim... Taksiye binmeye, uzun müzakere ve müşaverelerden sonra, müttefikan karar verdik.

Yanaştım Köprü’nün üstünde dizili duran otomobillerden birine... Tam kapısını açarken beynimde bir şimşektir çaktı... Bir yerde işitmiştim ki, taksi bolluğu, müşteri azlığı dolayısıyla, şoför efendilerle pazarlığa girişip, taksi saatini açtırmadan, gidilecek yere daha ucuz gitmek mümkünmüş...

Binaenaleyh, biz de enayi değiliz ya be birader... Derhal şoförle pazarlığa giriştim. Ayasofya’ya 100 kuruş istedi... Ben 80 verdim. Razı olmadı... Silktim omuzumu, sanki “Kime yutturuyorsun, şoför efendi!” demeye getirdim. Gittim başka bir taksiye. Onun şoförü 90 kuruş istedi. Ben 80 verdim gene... O da razı olmadı... Kafam kızmaya başladı...

Senin anlayacağın şoför efendiler, beni basbayağı, ömründe otomobile binmemiş bir vatandaş yerine koyuyordular...

Gittim üçüncü şoföre:

— Ayasofya’ya ne vereyim dedim?

— Peşin para 85 kuruş dedi...

— 80 dedim...

— Haydi, ver parayı atlayın içeriye dedi...

Verdim peşinen 80 kuruşu, maaile bindik arabaya... Bizim çocuklara, kaç para iktisat ettiğimi göstermek için:

— Şoför efendi, nasıl olsa parayı peşin aldın. Şimdi şu taksi saatini aç da bakalım ne kadar yazacak, dedim, merak bu ya!..

Şoför güldü... Saati açtı... Maaile diktik gözümüzü saate.

26 yazdı... Gittik gittik 28 oldu, derken 30, derken 32...

Ne oluyoruz? Ayasofya’ya yaklaşıyoruz. Saat 38’de...

Heyecandan titriyorum... Tam hala hanımın evi önüne geldik:

Saat 42 kuruş yazmaz mı?

— Şakkadak düşüp bayılacaktım, iki gözüm!.. Üç gün ağzımı bıçak açmadı...

Şimdi ne vakit otomobile binsem, taksi saatine kendi aklımdan daha çok güveniyorum... Eh! arada sırada saat yuttursa bile, hiç olmazsa kendi kendimi zorla enayi yerine koymuyorum ya?..



SemiPD-icon.png Works by this author are in the public domain in countries where the copyright term is the author's life plus 53 years or less. cs | de | en | eo | es | fr | he | pl | ru | zh
  ▲ top