Bir Çin Hikayesi 2

Free texts and images.
Jump to: navigation, search
Bir Çin Hikayesi 2
written by Nâzım Hikmet
first published in Yeni Gün on February 9th, 1931 under the pseudonym "Ben"
Bir Çin Hikayesi


Bu bir Çin Hikâyesidir...

Çin’de Li-Fu isminde haşmetlu bir mandaren vardır. Bu haşmetlu asılzade günde 16 saat uyur, geri kalan zamanını, kusursuz bir zevce aramakla geçirirdi. Aradığını bulamıyordu. Rastladığı kadınlardan bazıları gün gibi güzel, fakat kaz kadar akılsızdı. Bazılarının hem güzelliklerine, hem akıllarına diyecek yoktu, lakin ilm-i aşkın cahili idiler. Halbuki Li-Fu bu sahadaki üstatlığı riyaziyat-ı âliyedeki allameliğin fevkinde telakki ederdi. Bazıları, bütün evsafı haizdiler. Yalnız çok çabuk nezle oluyorlardı. Halbuki Li-Fu nezleli bir zevceye tahammül edemezdi.

Bir defasında, haşmetlu asılzade, muradına az daha nail oluyordu. Lakin, müstakbel zevcesini çırılçıplak soyup muayene edince, kalçalarının üstündeki iki “güzellik beni”nin mütenazır olmadığını gördü... Ve fena halde kızdı. Kızginlığı daha çok uzun zaman devam edecekti. Etmedi. Edemedi... Zira günün birinde, haşmetlu asılzade Li-Fu nihayet aradığını buldu...

"Sarı Krizantem” cidden kusursuz bir kadındı. Vücudu öyle ahenktar, çizgileri o kadar muntazam, yürüyüşü öyle harikalı idi ki, mandaren cenapları ona derhal, can ve gönülden âşık oluverdi...

Li-Fu “Sarı Krizantem”e hayrandı. Öyle mesut, öyle mesuttu ki, bu fazla saadetten, günün birinde, hastalandı. Fazla saadet, onu ölüm yatağına düşürdü, günden güne zayıfladı. Artık ne “Kırlangıç yuvası çorbası”nı içebiliyor, ne de “Karidesli ördek kızartması”nı yiyebiliyordu.

Li-Fu ölüyordu. Ölümünden bir iki dakika evvel sevgili zevcesi “Sarı Krizantem”in ellerini avuçları içine aldı ve ona şu suretle hitap etti :

— Ey benim güneşlerimin güneşi, gecelerimin mehtabı, artık ayrılıyoruz... Elveda...

“Sarı Krizantem” bu sözlere şu suretle cevap verdi:

— Ey benim haşmetlu efendim, eğer ecel seni benden ayırırsa, ben sensiz yaşayamam... Ölürüm!..

Li-Fu bu sözlerden fena halde müteessir oldu ve tekrar sevgili zevcesine şu suretle hitap etti:

—Ey benim gözlerimin nuru, çiçeklerin çiçeği, güzellerin güzeli zevcem... Senden bu kadar fedakârlık istemem. Yalnız bir tek ricam var : Ben öldükten sonra mezarımın toprağı kuruyuncaya kadar, başka bir erkek sana sahip olmasın...

“Sarı Krizantem” bu sözlere şu suretle cevap verdi:

— Ey benim haşmetlu mandarenim, sen merak etme. Mezarının toprağı hiçbir zaman kurumayacaktır. Ben ömrümün sonuna kadar, onu, gözyaşlarımla sulayacağım.

Li-Fu bu sözlerden fena halde müteessir oldu ve tekrar sevgili zevcesine şu suretle hitap etti:

— Bu kadar fedakârlık istemem, sevgilim. Yalnız bana yemin et ki, mezarımın toprağı kurumadan evvel hiçbir erkeğin eli senin vücuduna değmeyecektir.

“Sarı Krizantem” yemin etti ve Li-Fu öldü...

Cenaze merasimi çok şaşaalı oldu. “Sarı Krizantem” iki gün ağlayarak iki fağfur kâseyi gözyaşlarıyla doldurdu. Ve üçüncü gün, yelpazesini alarak, sarayının civarındaki toprakta dolaşmaya başladı.

Aynı saatte, parkta, Çin’in meşhur ressamı Fu-Ti -Yi de dolaşmaktaydı. “Sarı Krizantem” onu gördü. Fu-Ti-Yi genç ve güzeldi...

Bu tesadüften bir iki saat sonra “Sarı Krizantem” zevcinin mezarı başında bulunuyordu... Mezarın toprağı daha yaştı... Kurumamıştı.

“Sarı Krizantem” derhal bu toprağı kurutmak için yelpazelemeye başladı... .

****

Bu bir Çin hikâyesidir... Fakat pekâlâ bir dünya hikâyesi de olabilir... Değil mi?..


SemiPD-icon.png Works by this author are in the public domain in countries where the copyright term is the author's life plus 53 years or less. cs | de | en | eo | es | fr | he | pl | ru | zh
  ▲ top