Bir Manikür Hikâyesi

Free texts and images.
Jump to: navigation, search
Bir Manikür Hikâyesi
written by Nâzım Hikmet
first published in Yeni Gün on May 28th, 1931 under the pseudonym "Ben"
Bir Manikür Hikâyesi


Ben, gerek erkek olsun, gerek kadın, maniküre taraftar değilimdir. Parmaklara manikür yapmayı münasip bulmuyorum… Öyle yağa batmış gibi pırıl pırıl, kana bulanmış gibi kıpkırmızı, cadı gibi sipsivri tırnaklardan nefret ederim, doğrusu. Hani, evlenecek olsam, parmakları manikürlü kadın almazdım. Vallah da billah da, isterse dünya güzellik kraliçesi olsun, almazdım, iki gözüm. Ve ben, bir kere almam dedim mi, beni bu fikrimden hiçbir kuvvet döndüremez... Ne yapayım, huyum böyle. İnatçı, aksi herifin biriyim, kardeşim. Sonra intikamcıyım da hani. Bana iğne batırana, çuvaldız şöyle dursun, mızrak batırmak, saplamak, herifi delik deşik, paramparça yapmak isterim. Velhasıl, ben müthiş bir şahsiyetim, cancağızım. İntikamından korkulacak, inadından yılınacak bir herifim ben... Hele şu manikür meselesinde...

Evet, manikür meselesi...

Sen hiç basketbol oynadın mı, üstadım? Spora merakın var mıdır, iki gözüm? Eğer spora merakın varsa mutlaka basketbol oynamışsındır. Çünkü benim sportmenliğim vardır. Ve ben basketbol oynarım. Basketbol oyunu hoş bir spordur. Şöyle birbirinden uzak, karşılıklı iki direk dikersin. Bu direklerin tepesinden, çembere geçmiş, yengeç ağı gibi, sepetimsi bir şey sarkar. Sporcular ikiye ayrılırlar. Ortaya bir top getirirler. Şimdi, mesele bu topu elden ele vererek karşıdaki sırıktan sarkan ağın içine atmaktadır… Velhasıl eğlenceli bir spor oyunu...

Geçen yaz, basketbol merakımın fena halde azdığı zamanlardaydı. Sabahtan akşama kadar, iki sırık arasında, topu ağa sokacağım diye kan ter içinde sağa sola seyirtip duruyor, itişip kakışıyor, yerlerde yuvarlanıyordum. Hulasaten sporla meşgul oluyordum. Sağlam fikirli olmak için bedenimi takviye ediyordum.

Günlerden bir gün, bizim arkadaşlardan birisi sahaya bir delikanlı getirdi. Hepimize takdim etti:

— Basketbol heveskârlarından Seyfi Bey...

Seyfi Beye lazım gelen ikramı gösterdik. Bu ince uzun boylu, Duglas bıyıklı, beyaz elli bir gençti. Hani sporcudan ziyade her şeye benziyordu. Fakat malum ya, biz sporcular centilmen adamlarız. Mademki bir defa takdim olunduk, mutlaka kendisini oyuna davet etmeyi borç bildik...

Oyun başladı. Seyfi Bey tam benim karşımda yer tutmuştu. Hava da sıcaktı. Oyunumuz da hususi mahiyetteydi. Binaenaleyh, biz basketbolcular belden yukarı çırılçıplak, belden aşağı kısa bir deniz donuylaydık...

Seyfi Beyle ilk kapışmada, herifçioğlu bir fırsatını buldu, topu elimden kapıverdi. İkinci karşılaşmamızda gene topu kaptırdım Duglas bıyıklıya... Üçüncüde gene atladım... Artık kafam kızmıştı. Seyfi Beyle her karşılaşmamızda, âdeta delikanlıyla güreşmeye başladım. İki pehlivan gibi alt alta üst üste yuvarlandık. O fauller yaptı, ben ondan geri kalmadım. Fakat topu bir daha elimden alamadı...

Oyun bitti. Giyinmeye gittim. Geçtim aynanın karşısına. Bir de ne bakayım! Yüzüm gözüm, ensem göğsüm tırmık içinde. Sanki Mart ayında azgın bir kedi sürüsüyle muharebeden çıkmış gibi bir haldeyim... Vay anasını, bu kadar senelik basketbolcuyum, kardeşim, başıma böyle bir iş gelmemişti, doğrusu. Hiç ses çıkarmadım. Tabii centilmenlik icabı. Fakat şöyle göz ucuyla Seyfi Beyin ellerini bir dikiz ettim. Bizim Duglas’ın elleri manikürlü. Yani tırnakları sipsivri, kıpkızıl, pırıl pırıl. Ve beyimiz işte bu manikürlü tırnaklarla bendenizi bir mükemmel tırmalamışlar. Gene hiç ses çıkarmadım. Yalnız ertesi günkü oyunumuza, timin kaptanı olmam hasebiyle, bu sefer de ben davet ettim kendilerini. O daveti kabul etti. Ben doğru koştum Beyoğlu’nda bir berbere:

— Berber başı, dedim. Şu tırnaklarımı görüyorsunuz? Bunları manikür yapacaksın. Ama pırıltısı o kadar ehemmiyetli değil. Bilhassa sivri olmalı. Sonra bu tırnaklarımı çentik çentik işleyeceksin. Yani on testere gibi olacak on parmağımda on tırnağım. Anladın mı?

Bir saatlik bir çalışmadan sonra arzum yerine gelmişti. Ertesi günü spor sahasında ispat-ı vücut ettim. Hava gene sıcaktı. Fakat ben kalın bir fanila giymiştim. Seyfi Bey karşımdaydı ve belden yukarı çıplaktı. Oyun başladı. Bitti. Bir de Seyfi Beye baktım ki, delikanlının yüzü gözü, ensesi kulağı, göğsü sırtı çizik çizik, şerha şerha, kanlar sızıyor. Eh bizim manikürler elhak iyi işlemiş ve intikamım centilmence alınmıştı...

İşte o gün bu gündür, ne bir daha Seyfi Beyi gördüm, ne de bir daha manikür yaptırdım...



SemiPD-icon.png Works by this author are in the public domain in countries where the copyright term is the author's life plus 53 years or less. cs | de | en | eo | es | fr | he | pl | ru | zh
  ▲ top